SAKIZ (CHİOS) ADASI
Sakız adasına gitme fikri ortaya atıldığında içimden hemen üzerine atlamak gelmedi. Nasıl oluştu bilmiyorum ama sanki kafamda “sakız adasında bir şey yok” gibi bir ön yargı vardı. Aslında Sakız adası hakkında herhangi bir bilgim yoktu. Kısa bir araştırma sonrasında düşüncemin yanlış olduğunu gördüm ve seyahat planı oluşturuldu. İnternetten oteli ayarlandık. Otel bloglarda çoklukla adı geçen Kyma idi. Aile işletmesi şeklinde bir otel ve sahibesi ise bir Bir türk olan Güher Hanım. (Otel ve aile hakkındaki bilgilere “http://hotelkyma.com/about_us.html” linkinden ulaşabilirsiniz.) Biletler alındı ve 20 ağustos 2015 perşembe günü adaya geçmek için her şey hazırdı. Sakız adası Çeşmenin hemen karşısında. Çeşme limanından geçiliyor sabah akşam iki sefer var ve yolculuk 45 dk kadar sürüyor. Ertürk ve Ege Birlik diye iki firma çalışıyor. Ertürk firmasının hızlı feribotu var ve yaklaşık 25 dk da geçiyormuş. Bilet fiyatları gidiş dönüş 26 Euro ve araba için 90 Euro. Ancak araba ile geçilecekse kesinlikle Ege Birlik Tercih edilmeli. Araba ile geçmek için en az 1 saat öncesinden limanda olmayı gerekiyor. Çünkü araç işlemleri uzun sürüyor. Sabah servisi 9:30 da hareket ediyor. Biraz gecikmeli olarak hareket ettik ve saat 10:30 gibi sakız adasında idik. İki geminin yanaşması nedeniyle gümrükten çıkışımız yaklaşık 1 saat kadar sürdü ve nihayet adada idik. Şimdi adayla ilgili derlediğim bilgileri kısaca aktarmak istiyorum
Adanın ismi özellikle güney kesimlerinde yoğun olan damla sakızı ağaçlarından gelmektedir.Sakız Adası, Ege Denizinde Karaburun Yarımadasının karşısında, Türkiye sahillerine 6 km uzaklıkta olan Yunanistan’ın yüz ölçümü itibariyle beşinci büyük adasıdır. Ada nüfusu yaklaşık 55 000 civarındadır. Bu nüfus adada bulunan 66 köy ya da kasaba da yaşamaktadır.
Sakız Adası Tarihi: Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntular Sakız adasında yaşamın M.Ö.6000 yılından beri var olduğunu göstermektedir. Erken dönemlerde gerek Atina gerekse Sparta ile yürüttükleri ilişkilerde bağımsızlık ve özerkliklerini korumaya özen göstermişlerdir. Büyük İskender tarafından işgal edilen ada daha sonra önce Roma imparatorluğunun, 9. yüzyılda da Bizans İmparatorluğunun hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde adalılar Arap devletlerinin saldırılarından korunmak için bu gün bile hayranlık uyandıran adaya özgü kaleler ve kale şeklinde müdahale edilmesi güç köyler inşa etmişlerdir. Adadaki en önemli tarihi ve mistik yapılardan biri ve Bizans mimarisinin en önemli eserlerinden olan Nea Moni manastırı da bu dönemde inşa edilmiştir.
Ege adalarında yoğun ticari faaliyetleri ve hakimiyetleri bulunan Cenevizliler 13. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun adayı Türk korsanlarına karşı yeterince koruyamadıklarını öne sürerek ele geçirmişler. Daha sonra Ege denizinde ki Osmanlı hakimiyeti ile birlikte 1566 yılında Sakız Adası da Osmanlı topraklarına katılmıştır. Adada üretilen sakız ve İpek nedeniyle tarihi boyunca imtiyazlı bir konuma sahip olmuştur.
|
Nea Moni Manastırındaki yazı |
Yunanlıların 1822 yılında bağımsızlığa kavuşmasıyla birlikte tüm Yunanistan coğrafyasında çıkan isyanların yansımaları Sakız’da da görülmüş. Ada halkı Osmanlı hakimiyetinde imtiyazlı yaşamlarını sürdürürken Sisamlı Rum gemiciler (Samos Adası) adadaki camileri yakıp Türklere saldırarak ada halkını Osmanlıya karşı kışkırtmaya çalışmışlar. Sakız halkının bu saldırılar sırasında tepkisiz kalması nedeniyle Osmanlı Devleti Sakız Adası’na ciddi bir müdahalede bulunmuştur. Bu dönemde adada yaklaşık 100 bin kişi yaşamakta imiş. Bu müdahale de yaklaşık 42 bin kişi katledilmiş, 50 bin kişi Kuzaey Afrika ve İzmir’e sürgüne gönderilmiş, evler ateşe verilmiş, sakız tarlaları yok edilmiş. Kalan sakız ağaçlarıyla ilgilenmeleri amacıyla yaklaşık 1800 kişi adada sağ bırakılmış. Konuyla ilgili Nea Moni manastırındaki yazıda ” Türk katliamından önce Sakız adasında 117 bin Yunanlı yaşamakta idi. Katliam sonrası adada sadece 1800 kişi kalmıştı. Bu katliam sırasında 21000 kişi diğer Ege adalarına kaçmış, 52 bin kadın ve çocuk Anadolu ve Kuzey Afrika ülkelerine götürülmüş ve 42 bin kişi de öldürülmüştür. Bu katliam sırasında çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 3500 kişi Nea Moni Manastırına sığınmış 2 Nisan pazar günü Paskalya arifesinde bu sığınmacılardan çoğu ve manastır rahipleri öldürülmüştür” denilmektedir. Bu odada bu katliam sırasında öldürülen insanlara ait olduğu söylenen kemikler sergilenmektedir. Yine bu baskın sırasında adada son kalan kişiler Osmanlı’dan kaçarken, adanın en ulaşılamaz noktası olarak gördükleri Anavatos surları arasına saklanmışlar. Ancak Osmanlı Anavatosa da gelmiş ve tüm sığınmacılar uçurumdan atlayarak intihar etmişler. Victor Hugo ve Lord Byron’un bu katliamla ilgili yazılar kaleme almışlar. Ayrıca Ünlü Fransız Ressam Eugène Delacroix’in 1824 yılında “Sakız Katliamı” isimli tablosu Paris’teki Louvre Müzesi’nde sergileniyor.
Sakız Adası 1912 yılında Yunanistan’a bağlanmıştır. 1913-1922 yılları arası Anadolu’dan büyük bir mülteci kitlesine ev sahipliği yapmış, bu göçmenler Yunanistan’daki başka şehirlere götürülünceye kadar, geçici olarak, ada da yerleştirilmişlerdir.
ÇEŞMEDEN SAKIZA
|
Sakız Limana giriş |
Bu ada için bence Ege’nin iki yakasından daha çok tek yakada iki halk demek çok daha doğru olacak sanırım. Çünkü Adanın ana karaya yakınlığı Çeşmeden el sallasan karşı kıyıdan yanıt alınacakmış gibi bir his oluşturuyor. Çeşme limanından sadece 6 km uzaklıkta. İki ada arasında Ertürk ve Ege Birlik isminde iki şirket çalışıyor. Seferlerle ilgili bilgilere her iki şirketin web sayfasından ulaşılabilir. Biz Ertürk firmasından sabah 9:30 a biletleri aldık. Ancak Ege Birlik vapurunun özellikle araçlı geçenler için daha modern olduğunu gördük. Ölü sezonda daha uygun fiyatlarla araba kiralama mümkünken turistik sezonda daha yüksek fiyatlar istendiğini öğrendim ve kendi arabamızla geçmeye karar verdik. Arabanın Gümrük çıkış işlemleri uzun sürdüğünden mümkün olduğunca erken gitmek gerekiyor. Yaklaşık 45 dakika kadar süren gümrük işlemlerini tamamladıktan sonra vapurun kalkmasına dakikalar kala en son araba olarak binebildik. Tabi bunun avantajını da gördük. Çok büyük olmayan arabalar bir asansörle alt kata indiriliyordu. Biz yukarıda kalmış olduk.
|
Sakızdan Çeşme |
Daha henüz günün erken saatleri olmasına karşın Ege Denizinin yakıcı sıcağında gölgelere sığınmaya çalışarak 45 dakikalık bir yolculuk sonrası adaya ulaştık. İki gemi peş peşe indiğinden oldukça kalabalık ve uzun bir kuyruk oluşuyor. Buradaki işlemlerin bitmesi de neredeyse bir saat kadar sürdü. Limandan çıktıktan sonra otel sahibi Theodore’ un arkadaşlarımıza ayarladığı kiralık arabaya ulaştık ve Otele doğru yola çıktık.
|
Chios Sakız Kasabası |
SAKIZ
Gezi öncesi araştırmalarımızdan Sakız merkezde kalmanın daha uygun olacağına karar verdik ve bura da hakkında olumlu yorumlar okuduğumuz Hotel Kyma yı ayarlamıştık. Otel Limanın hemen diğer ucunda ve Çeşme ye bakıyor. Çok eski bir binanın arkasına daha yenilerde eklenen ama o da eskimiş bir binadan oluşuyor. Binanın gerek doğramaları, gerek mobilyaları ve gerekse tesisatı asla bir daha göremeyeceğiniz şekilde. Antika değerleri var mı bilmiyorum ama kesinlikle ilginç. Ama gerek Theodore gerekese de eşi Güher Hanım son derece misafirperver, her konuda yardımcı, hoşsohbet ve şeker insanlar. Otele girer girmez Theodore bizi sevecen tavrıyla karşıladı ve hemen kahvaltı salonuna sokup gün boyu açık büfe şeklinde hizmet veren sevimli kahvaltı büfesiyle tanıştırdı.Yunanistan ana karada ve diğer adalarda çok karşılaşmadığımız bir özellik demleme çayın olmasıydı. Kaldığımız süre boyunca bu çay ve kahve hizmetinden neredeyse 24 saat boyunca açık büfe konseptinde yararlandık. Otele yerleştikten sonra ilk iş o gün ne yapabilirizi düşünmeye başladık. Theodore hemen bir harita üzerinde akşama kadar vaktimizi dolduracak bir program yaptı.
|
Sakız ağaçları |
O gün öğleden sonrayı sahilde geçirmeye karar verdik. Thedore’nin önerisi gideceğimiz sahil Komi Beach oldu. Yarı Türkçe yarı İngilizcesiyle bize çok güzel yol tarifi yaptı ve plajı elimizle koymuş gibi bulduk. Giderken çok güzel köylerden ve sakız ağacı bahçeleri arasından geçtik. Tabi ki hem sakız ağaçlarını hem de sakızı dalında görebilmek için mola verdik. Sakız ağaçları ortalama 2 metre uzunluğunda, sık ve yaygın, bolca kıvrımlar gösteren dalları ve küçük yapraklarıyla uzaktan oldukça sevimli gözüküyor. Ama bu sevimli dalların kabuğunda yılların insan yüzünde bıraktığı çizgiler gibi ürününü damlatmak için yapılan çiziklerin izlerini taşıyan çok sayıda kesik var. Eski çizikler kuru bir dere yatağı gibi iken o yıl yapılmış çiziklerden sakız damlıyor.
|
Sakız damlacıkları |
Ağaçların altı düzeltilerek sakızların toprağa karışmaması için muhtemelen killi-kireçli beyaz bir toprakla örtülü. Dallarda ve bu toprak üzerinde mat görünümlü sakız damlacıkları mevcut. Sakız ağaçlarıyla vedalaşıp güzel manzaralar eşliğinde dar yollu köylerden de geçerek plaja ulaştık. Komi plajı uzunca bir kumsal. İnce bir kumla kaplı, hava ve deniz suyu oldukça sıcak. Sahili çevreleyen tavernalarda ve kumsalda Türkçe konuşan birçok insan var.
|
Marva Volia Plajı |
Burada Nostalgia isimli bir tavernada oturup denize girdik. Yiyecekleri alışılmış kalite ve özelliklerde sıradan bir taverna idi. Akşam dönerken hemen yakınında olan Mavra Volia plajını görmek istedik. Çok dar araç parkları nedeniyle daha da daralan bir yoldan gidiliyor. İki araç karşılaştığı zaman birisinin geri gitmesi gerekiyor. Park yeri de bulmak oldukça zor. Plaj siyah renki çakıllarla kaplı, hemen yanında yine aynı özellikte küçük bir koy daha var. Burada çok oyalanmadık.
|
Pirgi |
Dönüşte Pyrgi ve Armolia yı görmek istedik. Pirgi adanın güneyinde ve ortasında bir kasaba. Adanın özellikle güneyindeki mimarinin en tipik örneklerinden biri Pirgi diğeri ise Mesta. Arabamızı kasabanın girişine park edip merkeze doğru yürüyerek devam ettik. Pirgi’nin en önemli özelliklerinden biri binaların sıvaları ve üzerinde oluşturulmuş desenler. Türkiye de ki sıva bile yapılmayan tuğla evleri düşündükçe harcana emeğe ve işçiliğe hayran olmamak mümkün değil. Önce yöredeki siyah kum kullanılarak binalar sıvanıyor ve daha sonra beyaz sıva yapılıyor,, bu beyaz sıva kazınarak alttaki siyah sıvanın ortaya çıkarılmasıyla çeşitli desenler oluşturuluyor. Bu şekilde sülenmiş evlerin oluşturduğu sokaklardan geçerek merkeze ulaşıyoruz.
Kasabanın ortasında tavernalar tarafından çevrelenmiş aralara küçük hediyelik eşya satan dükkanların serpiştirildiği ve bir köşesinde de kilisenin olduğu çok sevimli bir meydan var. Bu alanda oturup sakızlı dondurma yemeden ve bir kahve içmeden ayrılmanın eksiklik oluşacağı düşüncesi sarıyor insanı. Tabi ki dondurmalar mis gibi sakızlı. Bu alana açılan evlerin kemerlerle birbirine bağlandığı daracık sokaklar var. Hepsi arnavut kaldırımı ve çok temiz. Bazı kapılarda yaşlı hanımların sohbet ettiklerini izliyoruz. Bazı sokaklar o kadar dar ki bir evin penceresinden elini uzatıp karşı penceredeki komşuyla tokalaşılabilecekmiş hissi uyandırıyor. Yöreye özgü. ve susuz olarak yetiştirilebilen küçük domatesler ipelere saplarından bağlanarak pencereleri ya da balkonların kenarına asılıp kurutuluyor. İlginç desenlerle süslenmiş evlerin duvarlarında bu kırmızı domates halkaları ilginç görüntüler oluşturuyor. Sakızlı dondurmasına, kahvesine ve daracık sokaklarının atmosferine doyamadığımız bu şirin kasabadan havanın kararmaya başlamasıyla ayrılmak zorunda kalıyoruz.Akşam yemeğimizi Theodore’nin önerisiyle Taverna Thassos da yedik. Çok güzel mezeleri vardı.
![]() |
İlk Günkü rota |
İkinci gün demlenmiş çay ile kahvaltımızı yaptıktan sonra Güher Hanımla harita üzerinde o günkü rotamızı oluşturduk. Sakız merkezden hareketle adayı enlemesine kateden yol ile Lithi plajına gitmeye karar verdik. Bu rotayı seçmemizdeki diğer bir hedef ise Nea Moni manastırı ve Anavatos’u ziyaret etmekti. Nea Moni manastırı Sakız merkezden yaklaşık 12 km uzaklıkta ancak manastıra giriş yolunu kaçırınca daha ileride olan Anavatos’ u ziyaret etmek durumunda kaldık.Anavatos bir tarafı dik uçurum olan birkaç tanesi içerisinde yaşam olan ancak diğerleri harabe halindeki taş evlerin bulunduğu terk edilmiş bir köy.Bizim Kaya Köyü çok andırıyor.
|
Anavatos |
|
Anavatos |
Ziyaretimizi tamamladıktan sonra Nea Moni manastırına gitmek için 10 km kadar geri gittik.Bir vadide kurulmuş olan Manastıra bir ana kapıdan giriliyor. Girişin hemen solunda bir odada camekanlı bir bölmede İnsan kafatasları ve kemikleri sergilenmekte.Bu kemiklerin 1822 katliamında öldürülen din görevlilerine ait olduğunu bildiren bir yazı mevcut. Manastır içinde sadece ortadaki kilise ziyarete açıktı, diğerkiliseler ve müze gittiğimiz saatte kapalı idi. Manastırın Sakız’a bakan kısmında çok güzel deniz manzarası var, ancak çevrede 2012 yangınının acımasız tahribatının izleri halen görülmekte. Ziyareti tamamladıktan sonra tekrar aynı yolu takip ederek Avgonyma üzerinden sahile indik. Adanın bu tarafı daha heybetli. Lithi ye doğru ilerlerken sahilde girinti çıkıntılar arasına gizlenmiş küçük küçük kumsallar dikkat çekmekte. Bu doyumsuz güzellikleri zaman zaman tadını çıkarırken karşımıza bir yamaca yerleşmiş olan Lithi köyü ve plajı karşıladı.
|
Nea Moni Manastırı |
Plaj ince kumla kaplı ve tavernalar tarafından çevrelenmiş. Koyun solunda kumsalın bitimindeki barınağa rengarenk balıkçı tekneleri dizi dizi sıralanmışlar. Lithi Sakızın en önemli balıkçı merkezi imiş. Bu nedenle en güzel ve en taze balıklar buradaki tavernalarda bulunurmuş. Güher Hanımın önerisiyle kumsalın en sonunda barınaklara yakın olan “Üç Kardeşler” tavernasına oturduk. Tavernadaki bulunan müşterilerin ve daha sonra gelenlerin hemen hepsi Türk idi. Burada yediğimiz her türlü deniz ürününün taze olduğu çok belli idi. Bu lezzettli ürünleri yine çok uygun bir fiyata (kişi başı 15 Euro) yedik. Lithi sahili çocuklu aileler için çok ideal. Kumsal sığ ve suyu sıcak olan bir plaj. Saat 15:00 gibi Olimi mağarasına gitmek için buradan ayrıldık. Mağara Mesta yakınlarında ve buraya Olimbi kasabasına girmeden sola oku takiben 5 km kadar gidildiğinde ulaşılıyor.
|
Lithi sahili ve köyü |
Mağara rehberli geziliyor. Her saat başı tur düzenleniyor ve yaklaşık 30 dakika sürüyor. Her tura en çok 25 kişi katılabiliyor. Biz gittiğimizde önceki tur yeni bitmişti ve 30 dk kadar bekledik. Mağara sarkıt ve dikitlerden oluşan güzel aydınlatılmış ilginç bir jeolojik oluşum. Yeterli vakit olduğunda gezilebilecek bir yer.
|
Olimpi Mağarası |
|
Olimpi |
|
Olimpi |
Mağara çıkışından sonra Olimpi kasabasına uğradık. Burası da köyün merkezine ilerleyen daracık yolları sanki gizlercesine çevreleyen taş binalardan oluşmuş güzel bir kasaba. Çoğu tünel gibi olan bu sokaklarında yürümek insana sanki bir labirentin içindeymiş hissi uyandırıyor. Ama hangi sokağa girerseniz girin bazıları çıkmaz sokak olmasına karşın biraz dolaşmak zorunda kalsanız da ya kasabanın merkezine ya da dışına çıkıyorsunuz.
|
Mesta |
|
Mesta |
|
Mesta |
Turu tamamladıktan sonra kısa bir yolculukla Mesta’ya ulaştık. Çeşitli detaylarını okuduğum ve görsellerini izlediğim bu küçük kasabayı görebilecek olmak oldukça heyecan verici. Arabayı kasabanın dışına park edip merkeze gitmek istiyoruz ama bir anda nereden gidebileceğimize karar veremiyoruz. Çünkü Mesta surlarla çevrilmiş bir kale gibi. Güzelliklerini korumak için kendisini dışarıya kapatmış gibi. Giriş yolunu bulmak için birilerine sorma ihtiyacı hissediyoruz. Bize tarif edilen yolu takip ettiğimizde Pirgi’den daha güzel ve daha korunmuş ama ona benzer sokaklarla karşılaşıyoruz. Daracık kemerlerle evlerin birbirine bağlandığı sokaklar merkeze doğru ilerliyor. Mesta da kemerler daha çok ve neredeyse bazı yerlerde uzun tüneller oluşmuş durumda. Bu tünellerden bazılarında turistik eşya satan küçük dükkanlar var.
|
Mesta |
Yolla yine kaldırım taşı döşeli ve tertemiz. Her bilmem kaç yılda bir şehirlerin alt üst edildiği bir ülkeden gidip te yıllardır bu yapıların bu sokakların nasıl böyle korunabildiğini anlamak biraz güç. Umarım oralara bizden birisi belediye başkanı olmaz. Merkezde bir kilise var. Kilisede iki adet gümüş kabartma resim var. İstanbul’dan geldiğine dair duyduğumuz söylentiyi sorduğumuz görevli bunların Metsa kökenli olduğunu söyledi. Sağda haç’ın karşısında İsa ve Meryemin resmedildiği bir adet tablo mevcut. Kiliseni çevresindeki meydanı yine tavernalar ve turistik eşya satan küçük dükkanlar çevreliyor. Burada kahve ve sakızlı dondurmanın tadına baktıktan sonra otelimize dönmek için yola çıktık. Akşam çarşıya çıkıp adanın olmaz sa olmazı olan reçelci Rena dan sakız reçeli ve peynirci Marios’dan Mastello peynirimizi aldık.
![]() |
İkinci gün rota |
Bir sonraki gün hedef adanın kuzey batısı idi. İlk durak olarak Valissos’u belirleyerek yola çıktık Sakız’ın zaman zaman tek aracın geçişine izin veren yollarından geçip sırtını dayadığı dik yamacı tırmanmaya başladık. Yol böyle olunca 37 km lik yol 60 dakika kadar sürdü. Adanın güneyindeki güzellikte görüntüler olmasa da yine Valissosta benzer özellikleri olan bir köy idi. Burada bir süre vakit geçirdikten sonra Limnos sahiline indik. Burada plaj ve deniz çakıllı, suyu soğuk ve 1-2 metre ieçrisinde derinleşiyor. İki tane taverna var . Birisinde oturduk. Yan masamıza 20 li yaşlarında gençler geldi. Bunlar Atina da üniversite okuyan ve Türkçe öğrenmeye çalışan gençlerdi. Onların Türkçesi ve bizim Yunancamızla sohbet etmeye çalıştık.
![]() |
Üçüncü gün rota |
Akşam yemeğini için yine öneri üzerine Apomero’da yer ayırttık. Adanın doğusunda yoldan ve denizden uzak. Yolu çok karışık. Gece karanlıkta bulmak sıkıntılı olabilir. Bu nedenle taksiyle gittik. Yunan müziği ve deniz ürünlerinin olduğu bir taverna. Bu akşam düğün varmış.
|
Apomero da düğün |
Yine kolayca unutulması mümkün olmayan bir damak tadı, farkında olmadan Türkçe sözleriyle katıldığımız Yunan müziğinin kulağımıza takılıp kalan nağmeleri ve de hiçte yabancı olmadığımız, ritme uyarak zaman zaman bizlerin de katıldığı, sanki Anadolu’nun herhangi bir köyündeymiş gibi hissettiren düğünü ile unutamayacağımız bir gece oldu.
Son günümüzde adanın kuzeyini gezmek istedik. Hedef Marmaro idi. Güzel bir yolculuktan sonra Güher hanımın bulunduğu II. otele Kardamilya ya ulaştık. Deniz kenarında çok büyük olmayan bir bina. Hava rüzgarlı deniz dalgalı. Burada çayımızı kahvemizi içtikten sonra Kuzeye doru devam edip dağlardan batıya ve oradan da Sakız’a ulaşmayı hedefledik.
![]() |
Kipouries Taverna |
Kuzeyde yerleşim daha az köyler daha küçüktü. ve yapılar da güneydekiler çok benzemiyordu. Dağlardan geçerken Kipouries köyünde çok güzel bir taverna keşfettik İsmini iyi okuyamadığımız anlamını öğrenemediğimiz ancak fotoğraflarını göreceğiniz bu taverna da günlerdir yediğimiz deniz ürünlerinden sonra oğlak-kuzu çevirme ve tandırın muhteşem tadını çok güzel bir doğa da tattık.
Sonuç olarak yazıdan da anlaşıldığı gibi sakız tatilimizde denizin tadını çıkarmak yerine adayı keşfetmeyi tercih ettik. Kendi adıma bundan hiç pişman değilim. Bu yazı geziden yaklaşık 6 ay sonra kaleme alındığından çok detaylar yok. Ama sakız mutlaka gidilmesi ve görülmesi gereken bir ada. Tabi ki tekrar belki tekrar gideceğim . Çünkü tekrar gittiğimde nerede ne yapacağımın planını daha kolay yapabilecek bilgiler edindim. Bence sakız tatili, adanın güneyinde adı bu yazıda da geçen kasabaların birisinde küçük bir otel ya da pansiyonda kalıp, adadaki yaşamın tanığı olmak ve o yaşama katılmak, az gezip çok dinlenmek olarak planlanmalı.
|
Asla gitmeyin |
|
Asla gitmeyin |
Adadaki tek olumsuzluk sakız merkezde balıkçı limanındaki taverna idi. İlk defa bir Yunan tavernasından fiyat lezzet ve davranış açısından mutlu olmadan ayrıldığımız belirtmek isterim. Tam bir hayal kırıklığı idi bizim için. Fotoğrafını gördüğünüz bu tavernayı kesinlikle tavsiye etmiyorum
İyi Tatiller